29 Aralık 2010 Çarşamba

Gönlümden Kopanlar...


Otuzlu yaşların baharında yaşanan bir yeni yıl kutlaması arifesinde , nedir beklediğim yeni seneden dedim kendime.Verecek bir cevap bulamadım ilkin...Sonrasında klişeler geldi aklıma hemen.Sağlık , para ve aşk...

Sağlık mı evet.Herşeyin üstünde gelir oldu bu ara bana bu temenni.Doktorlar hastaneler mekik dokumalardan sonra mutlu haberler ama dur o yetmedi belin tutulsun aa geçiyor mu ilaç iyi mi geldi dur yetmez sana bir de nezle ol üstüne gör gününü hallerinde evet evet en önemli dilek yeni senenin sağlık dolu geçmesi.Sadece benim için mi haşaaa.Minnoşum ailem ve tüm sevdiklerim için tabi...

Para mevzuu mühim mevzu.Sağlıklıyım kardeşim iyi güzel de e cebim de biraz para görsün değil mi yani.Hatta yeni senede daha da çok görsün yetmez dolsun taşsın.Kendime yetişsin etrafıma da faydası olsun.E ne yapmalı 2010 seyir defterine son notlar arasına yazılır.” Milli Piyango bileti almayı unutma” Umut fakirin ekmeği ))

Aaa bak aşka gelince şöyle bir dururum.Bugün bir arkadaşım telefonda söyledi.2011 boğa burcu için aşk dolu olacakmış.İnşallah dedim güldüm.Kardeşim yaş olmuş 36 hatta 37 yaştan da güzelce bir 7 ay alınmış yürünmüş.Aşkı aşk bulup da yaşamamışsın bunca yaş.Demezler mi eros melekleri neredeydin bunca zaman şimdi mi geldi aklına aşık olmak diye adama.Aşkın yaşı yokmuş da hem bak görmüyomuymuşum yaşları kemale ermiş nineler dedeler nasıl da bir aşkla bağlıymış birbirine de.Güldürmeyin beni.İnsan inanmadığı şeyi nasıl yaşar? Ama bakın olur da bana da bu salgın bulaşır ve ben de bu sene bitmeden aşk denen saçmalığı yaşarsam dilediğinizi ısmarlarım size.Zaten bi şaşkın halde olacağımdan ne dediğimi ne yaptığımı bilmez olurum vurun abalıya...

Klişe umutları bir yana bırakırsak, geçmişimiz yaşadıklarımız herşey tüm yaşanmışlığıyla geride kalıyor.İyileri yanımıza yoldaş kötüleri arkamıza gömüp öyle yürüyoruz yeni bir seneye.Yeni sene her birimiz için farklı beklentilerle dolu.Kalbimizde yeşeren dileklerin gerçek olabilmesi için sanırım artık ummaktan çok şeyler yapmalıyız.Biraz daha aydınlık biraz daha parlak bakabilmeliyiz hayata tüm bu çirkinlikler içinde boğulsak bile.İçinizdeki ışık yolunuzu da aydınlatacak bir kılavuz olacaktır eminim.

Her ne olursa olsun bu sene asla yapmadığınız yapmaktan çekindiğiniz bir şey yapmanızı tavsiye ederim.Sınırlarınızı zorlayın.Ne bileyim asla beceremem dediğiniz yemeği yapmaya girişin bir gün , paraşütle atlayın ,  o kitabı yazmaya başlayın , bir zirve yürüyüşü yapın , boğazı yüzerek geçin , bırakın sevmediğiniz o işi yeni bir ufuk açın önünüzde , uçun , kaçın , aşık olun , ona seni seviyorum diyiverin korkmayın.Baktınız yetmedi bunlar evlenin , çocuk sahibi olun,alıp başınızı gidin bu diyarlardan.Mutlaka bir şeyler yapın.Havai fişeklerle kutlayarak girdiğiniz yeni yıl mutlu kutlu olmakla birlikte o hırsızlığına devam edecek ve ömrünüzden bir seneyi daha çalacak çünkü.

Yapacağınız her şey o hırsızlığa sigortanızdır.Unutmayın...







2 Aralık 2010 Perşembe

KIŞ

İliklerimi ısıtan bu dev yıldız artık kış güneşi olmaktan çıkmak üzere. Karakışı görmeden bahara ereceğiz inancındayım. Kar geliyormuş vallahi inanmam biz onu da  bardaklara doldurur  frozen bir içecek olarak tüketiriz bu gidişle. İleride de çocuklara: “O elindeki bardağın içindeki karlar var ya heh işte biz onunla oyun oynardık.Resimlerini gördüğün kardan adamları yapardık” diyeceğiz .

Uzun kış gecelerini özlüyorum. Tamam çok yaşlı değilim de hafiften bir olgunluk çöküyor omuzlarıma. Kardan kıpkırmızı olmuş burnumu yanaklarımı annemin boynuna sokup arsızca ısıtmalarımı arıyorum derin bir hasretle. Gerçi annemi de arıyorum o ayrı . Eskiden yazlığa giden insanlar en fazla Ekim ayında evlerine dönerlerdi benim bildiğim. Bu mevsim döngüsü o zamanlamayı bile şaşırttı.

Kara kışlar olurdu eskiden. Geniş bir evin salonunda toplanırdı akrabalar. Sıcak sohbetler. Çaylar kekler. Uzun yemek sohbetleri.  Lapa lapa kar yağışının eşlik ettiği yılbaşı geceleri. Havalar gittikçe ısındığından herhalde birbirimize yakın değiliz şimdilerde. Doğa ananın bizden esirgediği soğukluğu biz yaşatıyoruz ilişkilerimizde. Daha az bir araya geliyoruz. Yalın birliktelikler yetiyor bizi ısıtmak için.

Dokuz yaşını bitirmek üzere olan kızım bunları özlemeyecek ne yazık. Yani özleyecek bir kriter olmayacak onun için bunlar. Üç gün yağmış kara sevinen çocuklarımız var şimdi. O da hemen erir. Evdeki ekmek kırıntılarını küçük avuçlarına alıp cam önüne aç kuşlar için bırakmayı bilemeyecekler ne yazık.

Bu son gençliğimizde biz bunları özlüyorsak ooo düşünün anne babalarımız nasıl delice bir özlem içindedirler eskiye. Büyüdüğünde anlarsın sözü sanırım bu zamanlar için söyleniyordu çocukluğumuzda. Evet anlıyorum hem de çok iyi ama keşke anlamasaydım. Keşke her şey eskisi gibi olsaydı baba yaaa. Lastik çizmelerimi giymeme yardım etseydin heyecandan yerimde duramaz halime homurdanarak. Bana kızak yapsaydın evin önünde kaysaydık gecenin köründe. En büyük kavgamız kimin o kızağa bineceği üzerine olsaydı sadece. Petekler üzerinde kuruyan eşyalarımı gözleseydim kıpır kıpır. Sanki yedeği yokmuşçasına “onlar kurumadan çıkmak yok” buyruğunu dinleseydim bıkkın bir uslulukla…Keşke…

Bayram sabahı babaannesinin çalan telefonuna Doğa’nın yorumu sanırım hiç aklımdan çıkmayacak. “ Telefon var diye kimse kimseye gitmiyor artık bayramlarda sadece arıyorlar birbirlerini”  Artık sadece tatil olan bayram günleri gibi ileride kitaplardaki resim olarak kalmaz umarım kış günleri geceleri. Kendi kışımızda yalnızlıklarımızın soğuğunda sarhoş derin uykulara dalıp ölümle yüzleşeceğiz çünkü bu gidişle.

Bu ılık kış sabahında ruhunuzdaki lodosların dinmesini ve dingin bir gün geçirmenizi dilerim...