2 Aralık 2010 Perşembe

KIŞ

İliklerimi ısıtan bu dev yıldız artık kış güneşi olmaktan çıkmak üzere. Karakışı görmeden bahara ereceğiz inancındayım. Kar geliyormuş vallahi inanmam biz onu da  bardaklara doldurur  frozen bir içecek olarak tüketiriz bu gidişle. İleride de çocuklara: “O elindeki bardağın içindeki karlar var ya heh işte biz onunla oyun oynardık.Resimlerini gördüğün kardan adamları yapardık” diyeceğiz .

Uzun kış gecelerini özlüyorum. Tamam çok yaşlı değilim de hafiften bir olgunluk çöküyor omuzlarıma. Kardan kıpkırmızı olmuş burnumu yanaklarımı annemin boynuna sokup arsızca ısıtmalarımı arıyorum derin bir hasretle. Gerçi annemi de arıyorum o ayrı . Eskiden yazlığa giden insanlar en fazla Ekim ayında evlerine dönerlerdi benim bildiğim. Bu mevsim döngüsü o zamanlamayı bile şaşırttı.

Kara kışlar olurdu eskiden. Geniş bir evin salonunda toplanırdı akrabalar. Sıcak sohbetler. Çaylar kekler. Uzun yemek sohbetleri.  Lapa lapa kar yağışının eşlik ettiği yılbaşı geceleri. Havalar gittikçe ısındığından herhalde birbirimize yakın değiliz şimdilerde. Doğa ananın bizden esirgediği soğukluğu biz yaşatıyoruz ilişkilerimizde. Daha az bir araya geliyoruz. Yalın birliktelikler yetiyor bizi ısıtmak için.

Dokuz yaşını bitirmek üzere olan kızım bunları özlemeyecek ne yazık. Yani özleyecek bir kriter olmayacak onun için bunlar. Üç gün yağmış kara sevinen çocuklarımız var şimdi. O da hemen erir. Evdeki ekmek kırıntılarını küçük avuçlarına alıp cam önüne aç kuşlar için bırakmayı bilemeyecekler ne yazık.

Bu son gençliğimizde biz bunları özlüyorsak ooo düşünün anne babalarımız nasıl delice bir özlem içindedirler eskiye. Büyüdüğünde anlarsın sözü sanırım bu zamanlar için söyleniyordu çocukluğumuzda. Evet anlıyorum hem de çok iyi ama keşke anlamasaydım. Keşke her şey eskisi gibi olsaydı baba yaaa. Lastik çizmelerimi giymeme yardım etseydin heyecandan yerimde duramaz halime homurdanarak. Bana kızak yapsaydın evin önünde kaysaydık gecenin köründe. En büyük kavgamız kimin o kızağa bineceği üzerine olsaydı sadece. Petekler üzerinde kuruyan eşyalarımı gözleseydim kıpır kıpır. Sanki yedeği yokmuşçasına “onlar kurumadan çıkmak yok” buyruğunu dinleseydim bıkkın bir uslulukla…Keşke…

Bayram sabahı babaannesinin çalan telefonuna Doğa’nın yorumu sanırım hiç aklımdan çıkmayacak. “ Telefon var diye kimse kimseye gitmiyor artık bayramlarda sadece arıyorlar birbirlerini”  Artık sadece tatil olan bayram günleri gibi ileride kitaplardaki resim olarak kalmaz umarım kış günleri geceleri. Kendi kışımızda yalnızlıklarımızın soğuğunda sarhoş derin uykulara dalıp ölümle yüzleşeceğiz çünkü bu gidişle.

Bu ılık kış sabahında ruhunuzdaki lodosların dinmesini ve dingin bir gün geçirmenizi dilerim...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder