Yarım saat olmuştu yaklaşık elimdeki kitabı kenara bırakıp kumda oturmuş sabırla kule yapmaya çalışan çocuğu izlemeye başlayalı… Güneş hafiften tepeye yaklaşıyordu.. Kaç saattir oradaydı bilemiyorum ama onun bu uğraşına bakılırsa epey olmuştu. Elindeki kovalara kalıplara doldurduğu kumları ters çevirip şekil vermeye çalışıyordu.. Kumlar sıcağın etkisiyle iyice kurumuştu. Arada bir başını kaldırıp denize doğru bakıyor ama kalkıp gitmeyi göze alamıyor gibi duruyordu.. Dakikalar sonra dayanamadım yanına gittim.. Yeşile çalan ela gözleriyle gözlerimin ta içine baktı ve gülümsedi. Kumlanmış ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve beraberce denize doğru yürüdük.. Kumların sıcağına öyle alışkın gibi davranıyordu ki benim bile inceden hissettiğim sıcak onun hiç umurunda değildi.. Her adımda elimi daha sıkı tutuyordu.. Denize yürüyorduk ama elimi tutuşundan endişesini korkusunu anlayabiliyordum.. Nice sonra kıyıya geldik ve adımlarımızı ıslak kumlara bastık. Heyecanı artmıştı.. İlk dalga ayaklarımızı yalayıp uzaklaştı.. Başını bana doğru çevirdi soran gözleri gözlerimdeydi.. “ Korkma, ben yanındayım” dedim.. Gülümsedi ve bir adım daha attı. Dizlerine kadar suyun içine girdiğinde elini bıraktım.. Sevinçle sularla oynamaya başladı.. Çocukça sevinciyle bir oraya bir buraya bata çıka suyla eğleniyordu. Ruhumu huzura kavuşturan bu sahne benim de içimdeki çocuğun uyanmasına neden oldu. Zaman ve mekan durdu ve sadece iki çocuk anın tadını çıkararak yarını,dünyayı hiç bir şeyi düşünmeden çılgınca oynadık.. Ben mi onu mutlu etmiştim yoksa o mu beni? Ne önemi vardı ki önemli olan bunu yaşamaktı…
15 Ekim 2010 Cuma
Özgürlüğün Bedeli
Başını ellerinin arasına aldı ve ne zamandır yapmadığını büyük bir keyifle yaptı,yalnızlığın tadını çıkararak düşünmeyi…
Hayatı boyunca olmadığı kadar yalnızdı ve bundan büyük bir haz almaktaydı.Düşüncelerinde savruluyordu hazan yaprakları gibi .Uçuşan her yaprak bir diğerine değiyor geçmişi geleceğe bağlıyordu beyninin içinde.O ayırmaya çalıştıkça incecik dallarıyla her çift yaprak birbirine daha sıkı kenetleniyordu.Tüm bu kenetlenmelerin arasında her çekip gitmeye inat ayaklarındaki zincirlerle olduğu yere kök salmak üzereydi.
Ellerini başından ayırdı,başını kaldırdı ve hayatının tüm yükünün ağırlıyla kapattığı gözlerini yaşanmışlara inat yavaşça açtı.Şimdi ufka baktığı gözlerinde iki damla yaş vardı, sebebini bilmediği iki damla.Yanaklarından süzülmesine izin verdi yaşların.Bedeninden bir parçayı özgür bırakarak bişeylere adım atmak ister gibiydi.
Bakmaya doyamadığı deniz önünde uzayıp gidiyordu.Hep bir son olmuştu hayatında.Her işin,her paranın,her mutluluğun,her aşkın ve her bardak içkinin...Şimdi denizden gözlerini ayıramazken sonsuzluğun içinde kılavuzu olmadan dolaşmanın hatta kimsenin bulamayacağı köşelerde kaybolmanın zevkiyle ayağa kalktı.
Hemen önündeki balkon demirlerinden destek aldı ayağa kalkarken.Metalin tüm soğukluğu, elini sürterek çekerken demirlerden,son kez teninde ürpermeye neden oldu.Demirlere asılı saksılara kendi elleriyle diktiği sakız sardunyalar çiçek açmıştı.Çiçeklerin kadife dokusuna dokunmaktan kendini alamadı.Yıllarca bu metalin soğukluğunu ve sertliğini yaşamışken , şimdi böyle sakin oluşuna kendi bile şaşmış durumdaydı.
Günün ilk ışıkları yavaşça yüzünü göstermeye başlamıştı.Kalbindeki o sıkışmayı her sabah ki gibi yine hissetti.Kendi özgürlüğünün içine hapsettiği şeyi artık sahibine vermesinin zamanı gelmiş hatta geçiyordu bile.Onunda kendisi gibi özgür olması gerekiyordu.Zincirlerini kırmasına bu kadar koşulsuz göz yuman bir kalbin emanetini daha fazla taşıyamayacağının , bu yükün altında gittikçe ezildiğinin , onu kaybetmemek adına verdiği bu savaşın asla bir galibi olmayacağının çok iyi farkındaydı ve kalbinde bu sıkışmaların sonu gelsin istiyordu.
Onunla yaşanan tüm dakikaları gözünün önünden hızla ve bir o kadar da sindirerek son kez geçirdi.Tüm bunları yaparken hiç olmadığı kadar mutlu olmasını diledi.Gözlerini açtığında yüreğine yük ettiği duygudan kurtulmuş ve hafiflemişti.
Hava iyice aydınlanmıştı.Sabahın o ilk esintileriyle hafifçe dalgalanan perdeleri iki yana açarak odaya girdi.Hayatı boyunca yatağını paylaşmaktan en çok zevk aldığı huzurlu uyuyordu.Onu uyandırmaya korkarak usulca yanına girdi.Ürkütmemeye çalışarak yanaklarına dokundu.Simsiyah saçlarından bir tutam yanağına düşmüştü.Hafifçe parmaklarıyla saçını düzeltti.Uyurken onu seyretmeye doyamıyordu.Hayatı boyunca yaşamadığı bir aşkla bağlıydı ona.
Verdiği onca çaba işe yaramamış,o güzel gözlerini açmıştı bile.Hafifçe gülümseyerek ona bakıyordu şimdi.Kollarına aldığı bedenine sıkıca sarılarak başını göğsüne dayadı.Biraz önce sayabileceği ve sebebini bilmediği yaşlar,sınırsızca gözlerinden boşalmıştı şimdi.Kendi yanaklarından onun yanaklarına akıyor ve huzursuz olmasına sebep oluyordu.Başını yavaşça kendinden uzaklaştırarak gözlerini gözlerine mühürledi.Karşılıksız ve çıkarsız sevgisi endişeye dönüşmüş , yüzünde hafif bir karanlık belirmişti sevdiğinin.
Verdiği sözleri hatırladı birden , telaşla yaşları sildi ve bir gülümsemeyle yüzünün aydınlanmasını sağladı.Asla karşılıksız bırakmazdı gülüşleri.Gülüşü,gözleri hep birini hatırlatacaktı ona.Yüreğine kazıdığı bir dövmeyi sızlatacaktı bir ömür boyu.Birbirlerinin gözlerine bakıp öylece kalakaldırlar.
Özgürlüğünün hediyesiydi ona.Tüm feda ettiklerinin tüm sonlarının evet hepsinin başlangıcıydı.
Dudaklarından dökülen kelimeye aslında ne kadar hasret olduğunu ve hiç susmadan defalarca söylemek istediğini ona sarılırken sevgiyle,yüreğine usulca yerleştirirken bu aşkı daha çok farkındaydı.Yanağını yanağına dayadı.Kulağına hafifçe fısıldadı.
KIZIMMMM.....
Kirli Kalp
Gözlerini kamaştırdı güneşin ışıkları birden. Koca parkta tek başına olduğunu fark etti. Az önce yaşadıklarından sıyrılmış, yeni bir güne doğmuştu sanki.
Yerinden kalktı denize doğru birkaç adım attı. Yürümekte çok zorlandığı adım attığında vücudunda beliren derin titremeden belli oluyordu. Birden sendeledi ve yanındaki ağaca tutundu. Bir süre hareketsiz kalıp gücünü toplamaya çalıştı. Şimdi kendini daha iyi hissediyordu. Elini ağaçtan çekti karşısındaki manzaraya kendi de inanamadı. Ağaca dokunduğu her bir nokta kapkaraydı.
Gitmeli uzaklaşmalıydı bu lanet yerden bir an önce. Adımlarını şimdi daha sağlam basıyordu ve de hızlı. Arabasına yaklaşmıştı ki birden acı bir çığlıkla irkildi. Sesin geldiği yöne , gökyüzüne kaldırdı başını ve süzülerek düşen martıyı gördü. Daha ne olduğunu anlayamadan martı sarsılarak ayaklarının dibine düştü. Fakat hala kıpırdıyordu. Hala onun için yapabileceği bir şeyler olabileceğine inanarak yavaşça yerden kaldırdı. Avuçlarının içine aldığı martı kapkara oldu birden. Renginin değişmesi ile birlikte can verdi. İçine dolan korku gittikçe büyümeye başlamıştı.
Martının cansız bedenini çimlerin üzerine bıraktı. Arabasına bindi ve evine, kendini en huzurlu hissettiği yere doğru yola çıktı. Merdivenlerden hızla çıktı, anahtarı bulmakta hatta bulduğu anahtarla kapıyı açmak titreyen elleriyle eziyet halini almıştı.
Eve girdi, ondan kalan her şeyi temizlemeliydi biran önce. Odanın ortasına koyduğu koliye aralıksız doldurmaya başladı eşyaları. Taşımakta zorlansa da arka bahçeye kadar sürükledi koliyi. Bütün eşyaları ateşe vermesi sadece 5 dakikasını almıştı.5 koca senenin 5 dakika içinde küllerine kavuşması onu bile hayrete düşürmüştü.
Alevlerin içinde kendi düşüncelerinde kayboldu. Seneler önce karşılaştıkları ve birbirlerine bir anda yoğunlaştıkları o parkta ayrılmıştı yine kendisinden. Hala inanamıyordu. Doğumların da ölümlerin de hastanelerde gerçekleşmesi gibi ironikti belki de yaşananlar. Bu denli uzun bir sürede başladığı noktada biten bir şeyin aslında hiçbir yere ilerlemediği ortaya çıkıyordu.
Duygularını da atmak istedi alevlerin içine laneti yok etmek için. Her şeyini vermişti ona. Geriye ise bedenine sinen bir lanet kalmıştı elinde.
Hava iyice serinlemişti. Alevler azalınca hafif bir esinti bile üşümesine sebep oldu. Ürpermesi daldığı duygulardan uyanmasına sebep oldu. Yukarı çıktı doğru banyoya yürüdü. Suyu açtı ve odasından hiç kullanılmamış havlular aldı. Saatlerce sıcak suyun altında yıkandı. Teninde bile izi kalsın istemiyordu.
Banyodan çıktığında tertemiz havlularına sarındı, camın önünde duran koltuğa oturdu.
Kumandaya uzandı, televizyonu açtı. İç bunaltıcı dizilerden biri vardı. Başkasının yazdığı senaryoları izlemek hep bunaltmıştı onu. Kendi için yazılmış senaryoyu oynarken zaten yeteri kadar bunalıyordu.
Birden hızlı bir tekrar yaptı senaryosunda. Her sahne her replik hızlı hızlı geçti aklından. Bu kaçışlar, bu yok edişler yetmeyecekti ondan kurtulmaya. Farkına vardığı durumda oturduğu koltuğa daha çok gömüldü. Derin bir korku kapladı içini. Her şeyi yakıp yıkabilirdi ama yüreğini açmıştı ona ve o da bunu değerlendirmiş yüreğine dokunmuştu.
Belki her şeyden kurtulabilecekti ama bıraktığı lekeden asla…
Çünkü temizlenmesi imkansız bir iz bırakmıştı onda.
Artık kirli bir kalp taşıyordu…
Angel & Devil
Senin göremeyeceğin bir giz var bende…
Kanatlarım…
Neyi sorgulayacaksın ? Gülecek misin ? Saçmaladığımı mı düşünüyorsun şu an ? Senin gözlerine deymiyorsa onlar benim suçum ne
Farklı anlamda taşıdığım kanatlar çoğu zaman yük bana. Bazen sorumluluğunun bazen de yükünün altında eziliyorum. E öyleyse sök kurtul onlardan diyorsun biliyorum. Kolaysa gelip sen söksene. Bir meleğin kanadını sökebilir misin, peki ya bir şeytanın…
Uçlarında geçtiğim yerlerin kalıntıları var hala. Biraz yanık, biraz sis… Tüyden kanadımın ucu yanık. Yapılacak çok bir şey yoktu. Girdiğim o ateş, suç, günah kısacası cehennem sahnesinde oldu mutlaka. O yanık kırmızı deri parçasının ucundaki sis de geçtiğim mutluluk, sevgi, huzur cennetindeki bulutlardan bulaşmıştır kesin…
Hep böyle oldu olmaya da devam edecek. Bir yarıyı yaşarken diğerini de feda eder buluyorum kendimi. Kanatlarım asla birleşmiyor ve belki gittikçe de uzaklaşıyor birbirinden.
Birçok insan hatta sen bile inanmıyorsun şimdi bunlara. Görmek istediğin gibi görüyorsun çünkü. Hatta bazen diğer tarafıma döndüğümde ve diğer kanadın gölgesine girdiğimde sen de tanıyamıyorsun beni. Uğraşma da zaten beni irdelemek tanımak için.Bir yere varamayacaksın çünkü.Hatta o ateşin belki de tüylerin içinde kalabilirsin.Fakat düşeceğin zeminin hiçbir garantisi yok.
Tehlikenin sınırında yaşamak işte böyle bir şey. Kanatlarımla yüreğimin, gözlerimin ve beynimin arasında ince bir zar var. Zaman zaman güçler bu zarı deliyor.Onarımı öyle zor ki bu deliklerin.Ben benden geçiyorum bu uğurda.
İşte şimdi bana daha doğrusu yüreğime dokunurken bil beni. Nelerin gölgesinde nelerin yüküyle yaşadığımı bil. Ya gel tüm açıklığıyla gir dünyama,ya da hiç konuşmadan yavaşça uzaklaş.Karar senin…
Ama asla unutma ki
ŞEYTAN DA BİR MELEKTİR…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


