15 Ekim 2010 Cuma

İki Çocuk


Yarım saat olmuştu yaklaşık elimdeki kitabı kenara bırakıp kumda oturmuş sabırla kule yapmaya çalışan çocuğu izlemeye başlayalı… Güneş hafiften tepeye yaklaşıyordu.. Kaç saattir oradaydı bilemiyorum ama onun bu uğraşına bakılırsa epey olmuştu. Elindeki kovalara kalıplara doldurduğu kumları  ters çevirip şekil vermeye çalışıyordu.. Kumlar sıcağın etkisiyle iyice kurumuştu. Arada bir başını kaldırıp denize doğru bakıyor ama kalkıp gitmeyi göze alamıyor gibi duruyordu.. Dakikalar sonra dayanamadım yanına gittim.. Yeşile çalan ela gözleriyle gözlerimin ta içine baktı ve gülümsedi. Kumlanmış ellerinden tutup ayağa kaldırdım ve beraberce denize  doğru yürüdük.. Kumların sıcağına öyle alışkın gibi davranıyordu ki benim bile inceden hissettiğim sıcak onun hiç umurunda değildi.. Her adımda elimi daha sıkı tutuyordu.. Denize yürüyorduk ama elimi tutuşundan endişesini korkusunu anlayabiliyordum.. Nice sonra kıyıya geldik ve adımlarımızı ıslak kumlara bastık. Heyecanı artmıştı.. İlk dalga ayaklarımızı yalayıp uzaklaştı.. Başını bana doğru çevirdi soran gözleri gözlerimdeydi.. “ Korkma, ben yanındayım” dedim.. Gülümsedi ve bir adım daha attı. Dizlerine kadar suyun içine girdiğinde elini bıraktım.. Sevinçle sularla oynamaya başladı.. Çocukça sevinciyle bir oraya bir buraya bata çıka suyla eğleniyordu. Ruhumu huzura kavuşturan bu sahne  benim de içimdeki çocuğun uyanmasına neden oldu. Zaman ve mekan durdu ve sadece iki çocuk anın tadını çıkararak yarını,dünyayı hiç bir şeyi düşünmeden çılgınca oynadık.. Ben mi onu mutlu etmiştim yoksa o mu beni? Ne önemi vardı ki önemli olan bunu yaşamaktı…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder