Gözlerini kamaştırdı güneşin ışıkları birden. Koca parkta tek başına olduğunu fark etti. Az önce yaşadıklarından sıyrılmış, yeni bir güne doğmuştu sanki.
Yerinden kalktı denize doğru birkaç adım attı. Yürümekte çok zorlandığı adım attığında vücudunda beliren derin titremeden belli oluyordu. Birden sendeledi ve yanındaki ağaca tutundu. Bir süre hareketsiz kalıp gücünü toplamaya çalıştı. Şimdi kendini daha iyi hissediyordu. Elini ağaçtan çekti karşısındaki manzaraya kendi de inanamadı. Ağaca dokunduğu her bir nokta kapkaraydı.
Gitmeli uzaklaşmalıydı bu lanet yerden bir an önce. Adımlarını şimdi daha sağlam basıyordu ve de hızlı. Arabasına yaklaşmıştı ki birden acı bir çığlıkla irkildi. Sesin geldiği yöne , gökyüzüne kaldırdı başını ve süzülerek düşen martıyı gördü. Daha ne olduğunu anlayamadan martı sarsılarak ayaklarının dibine düştü. Fakat hala kıpırdıyordu. Hala onun için yapabileceği bir şeyler olabileceğine inanarak yavaşça yerden kaldırdı. Avuçlarının içine aldığı martı kapkara oldu birden. Renginin değişmesi ile birlikte can verdi. İçine dolan korku gittikçe büyümeye başlamıştı.
Martının cansız bedenini çimlerin üzerine bıraktı. Arabasına bindi ve evine, kendini en huzurlu hissettiği yere doğru yola çıktı. Merdivenlerden hızla çıktı, anahtarı bulmakta hatta bulduğu anahtarla kapıyı açmak titreyen elleriyle eziyet halini almıştı.
Eve girdi, ondan kalan her şeyi temizlemeliydi biran önce. Odanın ortasına koyduğu koliye aralıksız doldurmaya başladı eşyaları. Taşımakta zorlansa da arka bahçeye kadar sürükledi koliyi. Bütün eşyaları ateşe vermesi sadece 5 dakikasını almıştı.5 koca senenin 5 dakika içinde küllerine kavuşması onu bile hayrete düşürmüştü.
Alevlerin içinde kendi düşüncelerinde kayboldu. Seneler önce karşılaştıkları ve birbirlerine bir anda yoğunlaştıkları o parkta ayrılmıştı yine kendisinden. Hala inanamıyordu. Doğumların da ölümlerin de hastanelerde gerçekleşmesi gibi ironikti belki de yaşananlar. Bu denli uzun bir sürede başladığı noktada biten bir şeyin aslında hiçbir yere ilerlemediği ortaya çıkıyordu.
Duygularını da atmak istedi alevlerin içine laneti yok etmek için. Her şeyini vermişti ona. Geriye ise bedenine sinen bir lanet kalmıştı elinde.
Hava iyice serinlemişti. Alevler azalınca hafif bir esinti bile üşümesine sebep oldu. Ürpermesi daldığı duygulardan uyanmasına sebep oldu. Yukarı çıktı doğru banyoya yürüdü. Suyu açtı ve odasından hiç kullanılmamış havlular aldı. Saatlerce sıcak suyun altında yıkandı. Teninde bile izi kalsın istemiyordu.
Banyodan çıktığında tertemiz havlularına sarındı, camın önünde duran koltuğa oturdu.
Kumandaya uzandı, televizyonu açtı. İç bunaltıcı dizilerden biri vardı. Başkasının yazdığı senaryoları izlemek hep bunaltmıştı onu. Kendi için yazılmış senaryoyu oynarken zaten yeteri kadar bunalıyordu.
Birden hızlı bir tekrar yaptı senaryosunda. Her sahne her replik hızlı hızlı geçti aklından. Bu kaçışlar, bu yok edişler yetmeyecekti ondan kurtulmaya. Farkına vardığı durumda oturduğu koltuğa daha çok gömüldü. Derin bir korku kapladı içini. Her şeyi yakıp yıkabilirdi ama yüreğini açmıştı ona ve o da bunu değerlendirmiş yüreğine dokunmuştu.
Belki her şeyden kurtulabilecekti ama bıraktığı lekeden asla…
Çünkü temizlenmesi imkansız bir iz bırakmıştı onda.
Artık kirli bir kalp taşıyordu…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder